Beykoz OKÇULUK

Tarihçe

Okçuluk insanlığın varoluşundan bu yana; avlanmak, var olmak, savaşmak, spor ve eğlence amaçlı kullanılagelmiştir.(1) İnsanlık tarihinin en eski silahlarından biridir ve tarih öncesi devirlerden itibaren Avustralya kıtası hariç dünya coğrafyasının her bölgesinde örneklerini görmek mümkündür. 10. yüzyıl ünlü tarih bilgini Abdurrahman Taberî ye göre ok u ilk olarak Hz.Adem (a.s.) kullanmıştır.(2) Rivayete göre: "Ekinlerini yiyen kuşları öldürsün diye Allah (c.c.), Cebrail (a.s.) vasıtasıyla Hz.Adem (a.s) a ok ve yay göndermiş; Cebrail (a.s.) yayı gösterip "-Bu Allah ın kuvvetidir." oku gösterip "-Bu da Allah ın şiddetidir." demiş ve O na nasıl atılacağını öğretmiştir.(3)

Okçuluk daha sonraları bir harp silahı olarak; Eski Mısır, Babil ve Çin de kullanılmıştır. İslam öncesi Türklerin okçulukla ilişkileri daha çok Oğuz Kağan Destanı yla birlikte şifahi ve yazılı Türk kaynaklarında karşımıza çıkmaktadır. Dede Korkut yapıtında bir Türk ün "Alp" yani kahraman sayılabilmesi için uçan kuşu okla düşürebilmesinin şart olduğu yazılıdır.(4)

İslamiyet sonrası okçuluğa baktığımızda; Taberî ye atfolunan yukarıdaki Hz.Adem (a.s.) kıssasından ötürü ok ve yayın cennetten geldiğine inanılır ve kutsal nesneler olduğu kabul edilir. Yine Kur an-ı Kerim de Enfal Suresi 17. ayetinde: "-... ve mâ rameyte iz rameyte velâkinnallahe ramâ / Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı." ifadesinin okçuluğa namzetmesi ve Hz.Peygamber in (s.a.v.):

"- Çocuklarınıza Kur an okumayı, ok atmayı ve yüzmeyi öğretiniz."
"- Şu üç mecliste melekler sizinle beraber olurlar: Biri ok atışmak, biri pehlivanlık yapmak ve biri de helaliyle sevişmek."
"- Bir ok sayesinde 3 kişi cennete gider: Oku yapan, sunan ve atan..."

hadis-i şerifleri gibi okçulukla ilgili takribi 40 kadar hadis, bu alandaki ilginin artmasına sebep olmuş; cihat ve gaza anlayışıyla yapılan savaşlardaki önemi sebebiyle okçuluk faaliyetleri "sünnet" uygulamalardan sayılmıştır.(5)

Selçuklular da ok ve yay hem adaleti hem de hakimiyeti (hükümdarlığı) temsil eden bir sembol olarak kullanılmıştır. Tuğrul Bey den itibaren bütün Selçuklu hükümdarlarının iç ve dış yazışmalarda bu işareti kullanmaları, okçuluğa verilen önemi vurgular. Türk tefekkürü ve idraki, askerî ve idarî konular nezdinde hükümdarı "yay"a, yönetilen konumundaki halkı ise "ok"a benzetmiştir. Ok un Yay a tâbi olması veya yay ın ok u sevk ve idare etmesi dolayısıyla yay, hakimiyeti ve hükümdarı; ok ise tâbi olanları temsil eden bir sembol mahiyetini almış, her ikisinin birleşimiyle devlet ve istiklâlin mümkün olacağı anlayışı benimsenmiştir.(6) Okçuluk sanatı, Türklerin İslamiyeti kabul etmesinden sonra bilhassa Osmanlı döneminde büyük gelişme göstermiştir. Eski Türklerdeki okçuluk anlayış ve uygulayışının bir uzantısı olmakla beraber daha fazla önem kazanmış, amaç ve uygulayışa yenilikler getirmiştir. İlk fetihlerden 16. yüzyılın ilk çeyreğine kadar Osmanlı okçu birliklerinin, savaşların kaderine tesir eden önemli fonksiyonlar icra ettikleri görülmüştür. Osmanlılar okçuluk sanatını geliştirmek için imparatorluğun çeşitli yerlerine spor sahaları kurmuştur. Orhan Gazi nin Bursa da yaptırdığı Atıcılar Meydanı ndan başlayarak Osmanlı vilayetlerinde 30 kadar Ok Meydanı tespit edilebilmiştir. Bunların en meşhuru Fatih Sultan Mehmet Han ın fermanıyla kurulan, bugün Okmeydanı diye bilinen Haliç sırtlarındaki meydandır. Bu meydanların idaresi "Okçular Şeyhi" namıyla, her açıdan donanımlı başantrenörlerce sağlanırdı. Ok Meydanına (spor kulübüne) yeni katılmak üzere gelen sporcuya "kabza talibi" denir ve uygun şartları taşıdığına karar verildiğinde, adına lisans çıkarılarak hayatı boyunca sakınacağı şeyler ve yapacağı vazifeler gösterilirdi. Buna da "kabza teslim nasihati" denirdi. Yeni başlayanların tam bir kemankeş (okçu) sayılabilmesi için 900 gez (adım) yani 594 metre mesafeye ok atabilmesi gerekliydi. Not: (1 gez/adım = 66 cm). Bu mesafeye ok atan sporcunun kulağına antrenörü tarafından "Kemankeş Sırrı" söylenirdi. O sır neydi acaba?

KEMANKEŞ SIRRI
Bu tabir esasen kişinin kendi hünerini, Hakk ın inayetiyle birleştirmesinin zaruretini anlatmak için kullanılır. Okçu, icazetini ustasının elinden aldığı sırada kendisine: (Ey bu işe talip olan!) "Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı." (Enfal, 17) ayetini okur. Böylece sporcunun hayatı boyunca kazanacağı başarılardan dolayı gurura kapılarak kulluk sınırını ihlal etmemesi gerektiği telkin edilirdi. Osmanlı larda mesafe atışı yarışmalarında sporcuya çevresindekiler tarafından: "Ok u hedefe götüren ne havadır ne de yay... Ok u hedefe ulaştıran ancak Yâ Hakk! nidâsıdır." manasında;

"Ne hava vü ne keman-ü kemankeş,
Ancak erdiren menziline niday ı Yâ Hakk!"

beyitini söylerlerdi. Osmanlı tarihinde mesafe atışlarında 1281,5 gez e (845,79 metre) ok atan Tozkoparan İskender, bu alanda kırılamayacak bir rekora imza atmıştır.(7) Son olarak Osmanlı larda okçuluk antrenmanlarına verilen önemi ifade eden: " Sen meşki (antrenmanı) bir gün bırakırsan, kemankeşlik (okçuluk) seni on gün bırakır."  ve ok atmanın sadece katı bir güç göstergesi olmadığını açıklayan: "Atıcılıkta sanat, kuvvete hakimdir." sözü darb-ı mesel olmuştur.

KAYNAKÇA
(1),(5): Aktepe, K.(2012).Okçuluk, Nobel yay., Önsöz, s.1-2, Ankara.
(2),(3),(4),(7): Vatansever, A ve Babagür, A.(2014).Türk Okçuluk Tarihi ve Okçular Vakfı, Anka Matbaası, s.6,17, İstanbul.
(6): Çetin, A.(2011).Memlûk Devletinde Okçuluk,sayı:9,s.68, Ankara.